İnsanlar Bu Düzeni Kendisi Oluşturacak | Bir 25. Yüzyıl Ütopya Devleti

Hakkımda bilgiler; okuduğum kitapların, izlediğim filmlerin incelemesi, projelerimi ve duyurularımı / etkinliklerimi yayınladığım blog sayfama hoşgeldiniz.

İnsanlar Bu Düzeni Kendisi Oluşturacak | Bir 25. Yüzyıl Ütopya Devleti

Ütopya

İnsanlar Bu Düzeni Kendisi Oluşturacak

Bir 25. Yüzyıl Ütopya Devleti

Emirhan KABAKCI

 

İnsanlar Yönetimi Kendisi Oluşturacak

Her ülkedeki insanlar gibi, benim yaratacağım Ütopya devletin insanlarındaki temel amaç mutluluk. Mutluluk, huzur, sevgi, insanların temel arayışlarıdır ve bir ülkede ne kadar çok para, ne kadar çok güç olursa olsun önemli olan bu gereksinimleri sağlamaktır. Ütopyamdaki devlet sistemi, para ve gücü aza indirgeyip halkın mutluluk ve huzuruna odaklanacak ve halkın gücünü kullanacaktır.

Bu gücü, bu refahı yaratmak için öncelikle yönetim şeklinin nasıl olacağına değineyim. Benim ülkemde devlet yönetimiyle ilgilenen bir meclis var. Mecliste ise birçok meslek grubundan milletvekili temsil bulunuyor. Robotik bakanı, Bilişim bakanı, Bilim bakanı, Emlak bakanı gibi çok spesifik konuların bile bakanları bulunuyor. Çünkü amaç, halkın birçok şeyle ilgilenmesini yani kendilerini geliştirmesini sağlayıp onlara en güzel desteği vermek. Bu sistemde eğer bir vatandaş kendi robotunu geliştirip trafiğe çıkacaksa bunun yüzde ellilik maddi desteğini devletten alabilme hakkına sahip. Bir sorun olduğunda ise doğrudan robotik bakanı ile görüşme hakkına da sahip. Çünkü robotik bakanı, diğer bakanlarda olduğu gibi 50 yaşın üzerinde yani yeteri kadar tecrübeye sahip ve mesleğinin erbabı. Robotik bakanlığına çocukken bilgisayar ve robotlarla ilgilendiği için geldi, hayvanat bahçesi müdürlüğünden değil.

İnsanlar Kültür ve Değerlerini Koruyacak

25. Yüzyıl dedik, insanlar bu düzeni kendisi oluşturacak dedik. İnsan, doğasında mutluluğu arar. Bu mutluluğu da birçok millet, kendi kültüründe bulur. Bu devlet sisteminde kültür ve değerler çok önemli yer tutuyor. İnsanların temel ihtiyacı mutluluk, hoşgörü ve huzurdur ve bunu ancak kendi değerlerinde bulurlar. Bunun dogmatiklik, gericilikle alakası yoktur çünkü geçmişe sahip çıkmak insanların en büyük görevi ve ihtiyacıdır.

İnsanlar Suç İşleyeni Cezalandıracak

Bu değerlere sahip çıkmayanlar, bu değerlere saygısızlık yapanlar, anında cezalandırılacaktır. Ceza sistemi benim devlet sisteminde ağırdır. Adamına göre muamele anlayışı vardır ve saygıdan yoksun sosyopat insanlar cezalandırılır. Fakat bu cezalandırma, hapse atma ya da öldürme ile sonuçlanmaz. Devletin gelişmesi lazımdır ki, bu insanları kullanmak mantıklı gelir. Bu suçlular, köle olarak çalıştırılır. 25. Yüzyıl gibi teknolojik bir çağda, devletin silah, araç ve robot gelişimi için yaptığı gizli fabrikalarda zorlu işlerde az parayla çalıştırılırlar. Ta ki hatalarını anlayana dek. Hatalarını anladıklarında çalışmaya devam ederler fakat maaşları artar ve ev, araba, sigorta gibi ihtiyaçları sağlanır. Yani normal bir vatandaş olur fakat yaptıkları meslekten vazgeçirilemezler. Çünkü yaptıkları iş, devletin gizli bir işidir ve halka açıklanmamalıdır.

İnsanlar Her Halükarda Hizmet Görecek, Gizli Bir Biçimde Olsa Dahi

Devletin gizli işi dedik, nedir bu ? Ütopyamda devlet sistemini şirket biçiminde şekillendireceğim. Her şirketin amacı, halka bir hizmet sunmak ve bu hizmet karşılığında halktan gelir elde ederek bu geliri daha iyi hizmet sunmak ve kendini geliştirmek için harcamaktır. Şirket bu vizyonu izlerken çoğu yaptığı şeyi halka haber verir fakat halka söylemediği, gizli yaptığı bazı şeyler vardır. Bunu tabii halka yaptığı hizmeti geliştirmek için yapmaktadır fakat gizli tutulması gerekmektedir. Devlet de aynı şekilde, halkına hizmet ederken bazı geliştirdiği ürünleri gizli tutmalıdır ki karmaşa çıkmasın. İşte, o kölelerin çalıştıkları yerler çok önemli robot ve silah geliştirme yerleridir ve gizli tutulmaları gerekmektedir.

İnsanlar Aile Kuracak, Eğitimini Eksiksiz Alacak, AMA NASIL ?

Biraz aile ve eğitim konusundan bahsedelim, sistemimde eğitim 6 yaşında çocuğun yeteneğine göre başlar. İlk öğretilen şeyler toplumsal değerlerdir, çünkü tekrar tekrar vurgulayarak bahsediyorum ki oluşturduğum sistemin temel amacı mutluluk ve huzurdur. Toplumsal değerleri çocuk zaten sürekli gözlemlediği için öğrenmesi zor olmaz. Ardından asıl eğitim başlar. Bu eğitim, oturup kitaptan okunulan eğitim değil, gezerek tozarak hayatın içine karışarak alınan eğitimdir. Çocukların kafası gereksiz bilgilerle dolmaz, ihtiyaç duyacakları pratik şeyler öğretilir. 16 yaşında ise gözlemlenen yeteneklerine ve çocukların isteklerine göre çocuk ilgili mesleğin eğitimine yönlendirilir, o mesleğin bakanlığının gözetiminde 3 – 4 yıl meslek eğitimi alıp ardından 1 – 2 yıl stajyerlik yaparlar. Başarılı ve keyifli bir eğitim hayatının ardından iş hayatına girerler.

22 yaşında her vatandaş yetişkin kabul edilir ve bazı yükümlülükleri olur. İlk ve en önemli yükümlülük, bir iş bulup ya da kurup çalışmaktır. Ülkedeki en önemli kurallardan biri zamanı boşa harcamamaktır. Çünkü zaman değerlendirmek, kurduğum sistemdeki millete göre en yararlı mutluluk kaynağıdır. Zamanı dolu dolu harcamak ve topluma yarar sağlamak temel amaç olmalıdır. Bu yüzden çalışmak, halkın hamurunda vardır ve bu kuraldan zorluk çekmeyecekleri aşikardır. Halka çalışma imkanı, ilgili bakanlık tarafından desteklenir ve halkın işsizlik oranı minimuma indirgenir. Günlük çalışma süresi ise temelde en az 6 saattir fakat vatandaş bunu kendisi artırabilir ve her saat başına belirli miktar ilgili bakanlık tarafından ikramiye kazanır.

Yetişkinlerin ikinci yükümlülüğü ise aile kurmaktır. Her yetişkin mutlaka bir aile kurmak için çabalamalıdır. Denemeden de olmayacağı için mutlaka bir evlilik yapmak zorundadır kişi. Fakat tüm bu çabalara rağmen huzurlu bir aile ortamı sağlayamıyorsa, mutlu olamıyorsa, karşısındakini mutlu edemiyorsa, bu sorumluluğundan muaf tutulur. Bunun yerine, ona başka bir sorumluluk verilir: Orduya girip, asker olmak. Bundan sonra vatanını korumak üzere yetiştirilir ve tek kaygısı vatanı olur.

Birlikten Kuvvet Doğar, İnsanlar Bu Sözü Sahiplenecek

Birlik duygusu da önemli değerlerden biridir. Herkesin bir ailesi ve bir özeli olmasına rağmen tüm vatandaşlar tıpkı bir aile gibi bağlıdırlar birbirlerine. Örneğin biri yardıma muhtaçsa önce tüm şehir sakinleri onun için seferber olur. Yetersiz olursa tüm ülke seferber olur ama ne yapılır edilir o sorun çözülür.

Bu birlik ve beraberlik duygusunu pekiştiren en önemli ortam ise 2 haftada bir her şehrin merkezinde kurulan pazarlardır. O gün tüm şehir halkı orada olur, birbirlerini görürler, birlikte zaman geçirirler. Bu pazarların asıl amacı ise dokumacılık, marangozluk, tarım gibi faaliyetlerden elde edilen malların satışa sunulmasıdır. Satıcı kendi belirlediği kadar kâr koyarak satar mallarını, böylece emeğinin karşılığını alır.

İnsanlar Açgözlü Olmayacak

Alışverişin temel kuralı ise ihtiyaç duyduğun kadarını almaktır. Zaten bunu kimseye hatırlatmaya bile gerek duyulmaz, çünkü her vatandaş açgözlülüğe karşıdır. Herkesin ihtiyacı kadar alması gerektiği, gereksiz harcama yapmaması gerektiği görüşü hakimdir. Ayrıca bilinen bir gerçek de şudur ki; hiçbir mal ziyan olmaz, mutlaka ihtiyacı olan biri bulunur ve verilir.

Bu noktada akıllara şu soru gelebilir: Mal fiyatları veya işçilere verilen maaşlar insanlar tarafından belirleniyor. O zaman bir rekabet oluşur, sosyal sınıflar oluşur, zenginler fakirleri ezer. Bu durum nasıl engelleniyor?

En baştan beri söylediğim şu değerler var ya, işte burada da onlar yardımcı oluyor: Açgözlülüğe karşı olan bu duyarlı vatandaşlar sadece ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar paralarını. Gerisini ise biriktiriyorlar. Yanlış anlamayın, meclis tarafından kurulmuş bir kural değil bu kesinlikle. Buna tamamen vatandaşlar kendileri karar vermişler. Başlıkta da söyledim zaten, “İnsanlar bu düzeni kendisi oluşturacak.” Diye. Bu paraları başkalarına yardım edebilmek için veya bir savaş sırasında meclise vermek üzere saklıyorlar. Ve gerçekten de işe yarıyor. Çünkü bu ülkenin o kadar çok düşmanı var ki! Huzur içinde yaşanabilen bir yer olmasını kıskanıyorlar. Dünyada artık böyle bir yer kalmamış. Devletler arası kurulan çıkar ilişkileri onları hızla savaşlara, çatışmalara sürüklemiş. Şimdi, ayakta kalıp mutlu olabilen tek ülke olan ülkemi de rahatsız etmeye, huzurunu kaçırmaya çalışıyorlar. Bu yüzden son senelerde ordu her zaman tetikte bekliyor.

İnsanlar Meclisi Kendisi Oluşturacak

Meclis var dedik, her mesleğe özel bakanlık var ve meclisin en önemli görevi insanların gelişmesine yardımcı olarak onların kendilerini yönetmesine yardım etmek dedik. Siyasi işlerde ise şöyle oluyor benim sistemde, mesleklere bakan sistemin yanı sıra, dışişleri bakanlığı, içişleri bakanlığı ve yürütme bakanlığı bulunuyor. Dışişleri bakanlığında, tek amaç bağımsızlık ve barış sağlamak. Ne ticaret, ne söz dalaşı, ne başka bir şey yapılmıyor burda. Bir sıkıntı var ise bilgi ve zeka yolu ile çözülüyor, çözülemezse en son çare olarak ordu hazırlanıyor ve savaşa sürükleniyor ordu fakat dış politika bakanları öyle zeki ve vatansever insanlar ki, devletlerini savaşa sürüklemeden ağızları ile sorunları çözüyorlar.

İçişleri bakanlığında, geçen bölümde bahsettiğim köle sistemi işleri ayarlanıyor. Burda yine temel amaç, bir insan kötülük işlese dahi onun çalışmaya devam etmesini ve devlete katkıda bulunmasını sağlamak.

Yürütme bakanlığı ise benim ütopyamda siyasi anlamda farkındalık yaratan kısım oluyor. Çünkü gerçek hayatta yürütme bakanlığı diye bir şey yok, onun yerine devlet başkanı var, başbakan var, cumhurbaşkanı var. Hayır, kesinlikle hayır, benim ütopyamda halkın üstünde bir güç yok. Halk kendi kendini yönetecek tam manasıyla. Yürütme bakanlığında olay şu, meclis içinde alınan – ki meclisin toplanmasını gerektirecek kararlar meclis önüne 30 – 40 yılda bir geliyor – kararları halka sunuyor. Halkın istek ve arzularını ilgili bakanlıklara sunarak yürütmeye ve uygulamaya sunuyor. Yani özetlersek, meslek bakanlıklarıyla halk arasında bir köprü olarak düşünebiliriz.

İnsanların Özel Mülkiyeti… Devletin En Çok Önem Verdiği Nokta Bu !

Şimdi geldik yazarken eğleneceğim kısma. Özel mülkiyetten kastım, şirketten ziyade insanların kendi kurdukları küçük bir iş bile olabilir. Bu ise benim ütopyamda gerçekten çok önemli bir yere sahip. Benim felsefemde, her insan insandır ve koyun gibi yaşama hakkı yoktur. Her insan kendi yetenek ve isteği doğrultusunda kendini belli etmeli ve bireysel olarak devlete katkı sağlamalıdır, ben burdayım demelidir, hayatını gerçek anlamda yaşamalıdır. Bu felsefeyi ütopyamdaki devlet de benimsemiştir ve özel mülkiyet devlet için çok önemli hale gelmiştir. İnsanlar, varolan şirket ve devletin yaptığı mülklerde çalışıp yaşamını sürdürebilir. Fakat bir girişime atılmak isteyen, bir fikrini, bir buluşunu anlatmak isteyen olursa ona özel muamele gösterilir. O fikir veya buluş, ilgili bakanlık tarafından incelenir ve bilime, mantığa aykırı değilse kişiye fikrini veya buluşunu ilerletmesi için destek verilir. Destek ki ne destek ! Ofis, malzeme, sigorta gibi ihtiyaçlar ilk 2 sene devlet tarafından karşılanır. Diğer 2 sene içerisinde kişinin para kazanması sağlanır ve kişiye kendini yönetme sorumluluğu yüklenerek devlet sadece manevi açıdan desteğini yapar. Tabii bu demek olmuyor ki devlet tamamen maddi desteğini kesmiştir. Hayır ! Devlet yine gerektiği anda buluşa veya fikre desteğini aktarır.

İnsanlar Din Konusunda Hoşgörülü Davranacak

Vatandaşa çocukken öğretilen toplumsal değer öyle bir değer ki, hoşgörü üç temel değerden sayılıyor (diğer ikisi mutluluk ve huzur). Bu hoşgörü, din konusunda da kendini gösteriyor. Din, her insanın içinde bulunan bir durum ve bunu insanlar hiçbir şekilde kendi çıkarı adına kullanamaz. Kullanması halinde suç kabul edilir ve kişi cezalandırılır. Din, herkesin içinde yaşaması gereken bir olgudur. Devlet bunu benimsemek zorundadır.

İşte bu benim ütopyam. Her insanın içinde bir dünya olduğunu farkeden bir devletin bulunduğu bir ütopya. Bir dünya.

 

Devamı gelecek…

 

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: